"Semah; bazı kalplere cila verir ve aşkını arttırır, bazı kalplere ise inkâr verir karanlığını arttırır."
- El Kakîs (Erenlerin Atası) Ebul Vefa Kürdî (11.yy)

"Bizim Semahımız oyuncak değildir. O bir aşk halidir, salıncak değildir."
- Hünkâr Hacı Bektaş Veli (13.yy)

Hak Yolu ve Alevi Ocak Örgütlenmesi

RAA HAQ  - REYA HEQ (HAK YOLU) VE OCAK ÖRGÜTLENMESİ

Peygamber'in kuzeni Ali ve onun soyuna özel bir anlam yükleyen ve cem merasimini iki belirleyici kriter olarak alırsak, Alevi olarak bilinen veya bu tanımlamaya dahil edilebilecek günümüz Türkiye ve Orta Doğu'sunda bir dizi alt grubu sıralamak mümkün: Kızılbaşlar, Bektaşiler, Ehl-i Haqlar, Kakailer, Şenbekler, Tahtacılar vs. Bu bildik sıralamaya son zamanlar yeni bir kavram daha eklendi: Raa Haq veya Reya Heq. Yani Hak Yolu.
Bu Kürt Aleviliği olarak tanımlayabileceğimiz grubun bir zamanlar inançları için kullandıkları bir adlandırmadır. Sözlü derlemeler sayesinde yeniden gün yüzüne çıkmış ve hızla topluluk tarafından benimsenmiştir. Peki kim bu Hak Yolu'nun takipçileri ve Alevi toplulukları arasında kendi isimleriyle yer almaları için yeterlice dayanakları var mıdır? Bu soruya birden fazla başlık altında cevap verilebilir, fakat burada örgütsel olarak bir bütünlükten ne derecede söz edilebileceği üzerine durmak daha yerinde olacaktır. Bahsedilen grup ağırlıklı olarak Maraş, Adıyaman, Malatya, Sivas, Elazığ, Dersim (Tunceli), Erzincan, Erzurum, Bingöl ve Muş hafızasında yaşamaktadır. Onlara bağlı gruplar, Çorum, Amasya, Kayseri (Sarız) ve Gümüşhane (Kelkit) gibi yerlerde de ikamet etmektedir. Kabaca bir ayrım yapılacak olursa, batı bölgelerinde yaşayanlar ağırlıklı olarak Kurmancı, Dersim ve çevresindekiler ise Kırmancki (Zazaki) konuşurlar. Yakın bir zamana kadar aşiret olgusunun hakim olduğu bu bölge Alevilerinin dinsel yaşamları bir bütün olarak ocaklar etrafında örgütlenmişti. Ocak aileleri kökenlerini peygamberin kızı Hz. Fatma ve Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin soyundan gelen imamlardan birisine bağlarlar ve bu sayede 'Seyid' ünvanını taşımayı hak ederler. Değişik nüfus ve etki alanına sahip bu ailelerden en ünlüleri şunlardır: Ağuçan, Baba Mansur, Kureşan, Derviş Cemal, Sînemillî, Şeyh Delil Berxecan, İmam Rıza, Şeyh Hasan, Üryan Xızır, Cemal Abdal, Şeyh Ahmed, Seyit Savun (Zâbun) vs.

Doğuştan üyesi olunan bu inancın örgütlenmesinin temeli kalıtsal dini makamlar ve bağlılıklar (ikrar) üzerine kurulmuştur. Genel olarak bu, 1) aşiretler ve ocaklar, 2) ocaklar arası bağlar ve 3) bir ocağın alt kollarının birbirleriyle kurdukları dinsel ilişkiler üzerinden gerçekleşmiştir. Hangi boyutta olursa olsun, kural olarak bu dinsel bağlar değiştirilemez. Pratikte istisnalarla karşılaşılsa da, genelde bu kuralın işlediği görülmektedir. Her üç düzeyde biçimlenmiş örgütlenme, yine üçlü bir dinsel hat üzerinden yürümektedir. Bunlar rayber (rehber), pir ve murşid (pirê piran) makamları olarak tanımlanır. Dini örgütlenmenin merkezi pir-talip ilişkisi üzerinden yürümektedir; onun yılda bir yaptığı ziyaretler talibin ikrarının sürekliliğini sağlar. Pir onun sofrasına dua verir ve dinsel bir merasimle inancın ne ölçüde gereklerini yerine getirdiğinin mahkemesi yapılır. Rayber, talibe günlük hayat içerisinde yakın olanıdır. Talibi yetiştirmek, sorunlarında yardımcı olmak ve onu pir huzuruna hazırlamakla sorumludur. Murşid ise bir nevi kontrol pozisyonuna sahiptir. Bir talibin murşidi, onun pirinin piridir; bundan dolayı talibin piri hakkında sorunlarla doğrudan o sorumludur. Bu da bu dinsel örgütlenmenin ikinci ayağını oluşturur. Tıpkı aşiretler ve seyit aileleri arasında üçlü makama dayanan bir dinsel bağlılık olduğu gibi, farklı seyit aileleri arasında da aynı ilkelere dayanan bir dinsel ilişki mevcuttur. Yani her pirin (veya her rehberin) de bir rehber, pir ve murşidi vardır. Bu makamların her zaman farklı bir seyit ailesi tarafından temsil edilmemektedir. Kimi seyit ailelerinin kendi içlerinde de bir makam bölüşümü vardır. Bu tür durumlarda farklı seyit ailesi ile bağ yalnız temsili aile üzerinden gerçekleşir. Seyit ailesinin kendi alt kolları arasında da makam bağlılığı bu örgütlenmenin üçüncü ayağını oluşturur. Bu üç ayaklı çok katmanlı yapı her ne kadar zaman içerisinde karmaşık bir örgütlenmenin yaratılmış olmasına vesile olmuşsa da, önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Çünkü, bu sayede, zaman içerisinde göçlerle gelebilecek ocak bağlarının kopması engellenmiş; ve yine ocak aileleri ve ocak içi alt kollar arası rekabetin önüne önemli ölçüde geçilmiş ve bütünlüğün sürdürülmesi sağlanmıştır.

Böylelikle yukarıda sayılan bölgelerdeki aşiret ve ocak üyelerinin tümü birbirleriyle ilişkili ilginç bir ağın üyeleri durumundadırlar. Bunun nasıl olduğuna dair bir örnek verecek olursak: Doğu Dersim olarak tabir edilen, Nazmiye, Pülümür ve Tercan bölgesinin aşiretlerinin önemli bir bölümünün pirleri Kureşan ocağından gelirler. Kureşanların pirleri Baba Mansur ocağının Pülümür'de ikamet eden Seyit İbrahim kolundandırlar. Seyit İbrahimlerin pirleri ise yine Baba Mansur ailesinin Mazgirt yağayan Seyit Kasım koluna bağlı Seyit Kekillerdir. Baba Mansurlar Mazgirt ve Elazığ'da ikamet eden Seyit Sabun ve Şeyh Ahmed ocaklarıyla pir-talip ilişkisi içindedirler; bunlarda aynı bağları Malatya ve Hozat'ta yaşayan Ağuçanlarla kurmuşlardır. Keza yukarıda sayılan bölgelerden gelmiş ve 17. yüzyıldan itibaren Çorum, Amasya, Tokat gibi yerlere sürülmüş Alevi topluluklarında halen aynı ocaklarla (İmam Rıza) bağlarını sürdürüyor olmaları, bu örgütlenmenin kalıcı gücünü göstermektedir. Dini bağlar aracılığıyla sağlanan bütünlük, aynı zamanda dil bazında ortaya çıkan yapıyı göstermesi açısından da iyi bir örnek teşkil etmektedir. Burada da seyit ailelerinin taliplerini takipettiklerine tanıklık etmekteyiz. Aynı örneklerle devam edelim. Kureşanlar (ve talipleri) ağırlıklı olarak Zazaca (kırmancki) konuşurlar, Baba Mansurların merkez ailelerinin dilleri Kurmancidir, fakat bir çok kolu her iki dili de bilir. Kureşanlı ailelerin pirleri ağırlıklı olarak Tahsinili Baba Mansurlarıdırlar; onlar Zazaca konuşurlar. Tahsinili Seyit İbrahimler bağlı oldukları Seyit Kekillerin birinci dilleri Kurmanci'dir. Seyit Sabun Kurmanci konuşur ve Şeyh Ahmedlerin her ikisini konuşan aileleri vardır. Yine Ağuçan ağırlıklı olarak Kurmanci konuşurken, yalnız Zazaca veya her ikisini konuşan kollara da sahiptir. Bu dinsel örgütlenmenin oluşması ve rekabet halinde olduğu merkezlere (örneğin Bektaşiler gibi) karşın kendi yapısal bütünlüğünü ayakta tutması yalnızca inanç düzeyinde kurulmuş bağlarla Dini makamların sahipleri yaptıkları hizmetler karşılığında taliplerinden “çıralık” adı altında yapılan maddi katkı alırlardı. Bu sayede onların dini faaliyetleri ekonomik olarak da desteklenmiş olurdu. Çıralık, ocak sisteminin bağımsız yapısını koruyabilmesinde önemli bir dayanaktı.

Bu tür sistemlerin işleyişlerini anlamak, yalnız onların oluştuğu geçmiş hakkında bize yardımcı olmaz, bir o kadar genel olarak tarihte bu tür kalıtsal yapıların nasıl çalıştıklarını kavramamızı sağlayabilir açıklanmaz. Bunun yaşam bulduğu ortama katkı sunan bir dizi tarihsel gelişmelerden de bahsetmek gerekmektedir. Tarihsel notlar Bunun için en azından üç önemli döneme kısaca değinilmelidir. Belirtmem gerekir ki, her üçü de tartışmalı konulardır ve Alevi tarihçiliği açısından farklı vurguların yapılmasını mecbur kılmaktadır. Bunlardan ilki, Anadolu'da Alevilik örgütlenmelerinin tarihsel kökeniyle ilgilidir. Türkiye'de yapılan tartışmalar genelde 13. yüzyıl sonrası odaklıdır. Alevi tarih yazımı önemli ölçüde Hacı Bektaş-ı Veli ve Bektaşi tarikatı veya 15/16. yüzyıllarda etkili olmuş Safaviler veya Erdebil dergâhı çevresinde oturturulmuştur. Bunun bütün Alevi grupların tarihlerini yazmak açısından yetersizliği son dönem araştırmalarıyla ortaya çıkmıştır. Yeni bulgular Bektaşilik öncesi, 11. yüzyıla ait Ebu'l Vefa Kürdi ve Vefailik akımının önemine işaret etmektedir. Özellikle Doğu Anadolu'da faal olan Kürt ve Türkmen ocakların bir çoklarının silsilesinde bu tarikata atıf vardır. Yukarıda adı geçen ocaklar içinde bu geçerlidir; onlar arasında merkezi konumları olan Ağuçanlar (vd) bilfiil kendilerini Ebu'l Vefa'ya atıfta bulunarak meşrulaştırırlar. Değişik zaman dilimleri içerisinde Bektaşiliğin güçlü örgütlenmesi veya Safavilik etkileri altına girmiş olsalar bile, Ebu'l Vefa ve onun adıyla anılan Vefailik unutulmamış ve kendi bağımsız örgütlenmelerini ayakta tutabilmişlerdir.

İkinci
önemli dönemeç ise 15/16. yüzyılları Osmanlı-Safavi sürtüşmesi ve akabinde oluşan yeni dengelerle ilişkilidir. İki güç arası çizilen sınırları, Alevilerin Sünni Osmanlı İmparatorluğu'nda baskı altında tutulan bir azınlık olarak yaşadıkları dönemin başlangıcı olarak görmek için yeterli neden vardır. Fakat bunun tüm Aleviler için olduğunu söylemek zor görünmektedir. En azından Dersim bölgesindeki gelişmeler bu açıdan önemlidir. Bu bölgenin idaresini elinde tutan Çemişgezek beyleri ile Osmanlı arası dini tercihlerden dolayı ilişkiler sorunlu bir başlangıç yapmıştı; buna rağmen, beylik, İdris-i Bitlisi'nin Osmanlı ile Kürt beylikleri için kurduğu anlaşmaya dahil olup göreceli bir özerklik kazandı. Bu sayede bölgedeki aşiretler ve onların dinsel temsilcileri güçlerini koruyabildiler ve bunun da ötesinde onlar 17. yüzyıldan itibaren çevreye yayılmayı başardılar. Dersim bölgesinin Alevilik ve özellikle Kürt ocaklar açısından merkezi bir konuma sahip olmasında bu göreceli politik özerk konumun önemli bir payı olduğu dikkate alınmalıdır. Dersim'in konumu 19. yüzyılın sonlarından itibaren zorlanmaya başlandı. Osmanlı'nın bölgede daha fazla denetim sağlama girişimleri ve Kürt beyliklerin pozisyonunu kaybetmesi, yerel aşiretlerle sorunlu bir dönemin başlangıcı oldu. Bu Cumhuriyet döneminde de devam etti ve ancak büyük çaplı askeri operasyonlarla, 1937-38 yıllarında bölge kontrol altına alınabildi. Dersim uzun süre sahip olduğu konumunu tümden kaybetti ve böylece bölgenin Alevi kimliği ve bunun örgütlenmesini sağlayan ocak örgütlenmesi darbe aldı. 19. yüzyılın sonlarından başlayan bu gerilimin ürettiği milliyetçi akımlar açısından Alevi toplulukları önemli bir farklılaşma yaşadılar. Örneğin Bektaşiler İttihat ve Terraki ve onun mirasçısı Cumhuriyet'in yönelimlerine karşı uyumlu bir davranış gösteririken, Kürt Aleviler'in ilişkilerini belirleyen çatışmalar oldu. Bu açıdan Cumhuriyet'in ilk döneminde Sivas-Koçgiri'de gerçekleştirilen başkaldırı buna örnek teşkil etmektedir. Yine Cumhuriyet'in 1925 sonrası tarikatlar üzerinde uyguladığı yasakçı politikalar Bektaşiler tarafından fazla bir itirazla karşılaşmazken, bu politikalar Dersim'de kendi inanç ve kimliklerine karşı bir saldırı olarak algılandı. 1937 ve 1938 yıllarında bölgede yaşanan kanlı olaylarda bu tutumun önemli bir rolü oldu.

Sonuç: Her ne kadar Bektaşiliğin bir tarikat / dergâh olarak varlığına 1925 yılında son verilmişsede, Cumhuriyet dönemi süresince onun adına atıf yapılarak Alevilik hakkında oluşturulan düşünceler yayılmaya devam etti. Bu eğilimde olanlar, genelde “Alevi-Bektaşi” yaklaşımı altında daha çok Bektaşiliği esas alan milliyetçi bir bakış açısını temsil etmektedirler. Bu görüşün temsilcileriyle zıtlaşan ve farklı iddiaları dile getiren Alevi grupları da vardır. Raa Haq'ın sahiplenilmesi bu süreçten bağımsız ele alınamaz. Dersim merkezli bir dinsel örgütlenmenin varlığı ve bunun modern zamanlarda oluşturulmak istenen tek tip bir Alevilikle dinsel ve etnik açıdan uyuşmadığı bir gerçek; fakat bu Alevi varyantının bütün dinamiklerinin Cumhuriyet döneminde ağır darbeler aldığı ve önemli ölçüde çözülme yaşadığı da göz ardı edilmemelidir. Bu yüzden, onu belirleyen dinsel örgütlenme ve düşünsel birikim de gücünü kaybetmiştir. Ayrıca bu grubun genç üyelerinin birçoğu anadillerini konuşamaz durumda olmaları yanısıra, çoğu inançlarının otantik ortamda nasıl yaşatıldığına da hiç tanıklık etmemişlerdir. Buna rağmen bir ilginin olduğu yadsınamaz. Fakat bu ilginin, inancı yeniden canlandırmaya yetip yetmeyeceği gerçekten tartışmalı bir konudur. Keza inanca olan yönelim, onun temel motifleriyle çok da alakalı olmayan politik ve sosyal tartışmaların içine çekilmektedir. Bu yüzden o, tıpkı girişte anılan, Hollanda'da her sabah kalkıp güneşe dua eden yaşlı kadın gibi, birçok nedenden dolayı, kendi asli mekanında bile terkedilmişliğin sorunlarıyla boğuşmaktadır.

ERDAL GEZİK

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Yorum yapmak için yorum gönder butonuna tıklayın. Yorumlar kısa süre içinde görünecektir.